09 Mart 2007

Uçaklar, İnternet ve Yaratım Sıkıntısı Üzerine

Mühendislikte okumama ve teknolojiyle son derece içli dışlı yaşamama rağmen insanoğlunun keşfettiği bazı icatlar karşısında 70 küsur yaşında bir insan tavrı takınabiliyorum. Akışkanlar Mekaniği okumuş adamım, ama gel gör ki uçağa binince hatta havada görünce "Lan adamlar o devcileyin kütleyi nasıl uçuruyorlar, vay anasını kardeşim!" demekten kendimi alamıyorum. Ya da ortalama bir posta pulu ebatında ve 1 milimetre kalınlığındaki bellek kartının nasıl olup da 4 gb bilgi depoladığını kafam almıyor. Rahmetli dedemler televizyonla tanıştıklarında bayağı bir şaşırmışlar, o insanların o kutuya nasıl girip çıktıklarını bir türlü çözememişler. Demek ki benimkisi ırsi bir şey.

İntermet'e karşı tutumum da çok farklı değil. Bilgisayarın yanında ışıkları yanıp sönen bir alet var ve bu kah telefon hattından kah kablolu tv hattından (kablolu tv hattı yoktur, kablolu tv sathı vardır) veri transferi yapıyor, coşkun bir ortam oluşturuyor. İlginç. Bozuk bir modemim var, eminim kırıp içine baksam bir sürü ufak tefek transistör, kablo ve mercimek çıkacak. Tüm bunları doğru bir şekilde birleştirirsen internet akıyor üstünden demek ki. Gerçekten ilginç.

Şimdi bu intermet yaygınlaştı,son dönemlerde bloglar da önem kazandı. Örneğin Birleşik Devletler'de politikacılar halkın desteğini kazanmak maksadıyla bloggerlar ile yakın temas kurmaya başladılar, o derece iş ciddileşti yani. Ben de -tırtosundan da olsa- bir blog yazarıyım ama asla bu blogu küresel dengeleri değiştirecek bir noktaya taşımak maksadıyla açmadım. Adı üstünde weblog, ortaokulda kağıda karaladığım şeyleri internet ortamında yazmak istedim. Okuyanların büyük bir kısmının gerçek hayatta tanımadığım ve asla tanışamayacağım kişiler olmasını istedim. Sonuçta sanal ortamda olsa bile gerçek bir insanın hayatından özel sınıfına dahil edilebilecek bilgilerimi paylaşıyorum.

Peki tüm bunları ne maksatla yazdım? Duygusallaştım sanırım, 100 adet irili ufaklı yazı yazmışım bugüne kadar. Tüm bunları nasıl bir zihinsel altyapıyla yazmış olduğumu düşündüm öncelikle. Diğer bir sebep ise blogumu takip edenlerin lokasyonlarına bakımca ilginç şeyler görmüş olmam (selam olsun sana Den Haag). Başka bir sebep de son zamanlarda içine girmiş olduğum sıkıntılı yaratım sürecim. Sürekli yavan şeyler yazmışım, hoşuma gitmedi pek. Artık daha okunası şeyler yazmak istiyorum.

Netice olarak; beni gerçek hayatımda da tanıyıp bu yazılarımı takip eden insanlara tavsiyem bu kötü alışkanlıklarından bir an evvel vazgeçmeleridir. Yahut beni gerçek adımla, statümle değil de sadece TirtFahrettin olarak kabul etsinler. Diğerlerine lafım yok, hepsi pırlanta gibi çocuklar zaten.

Ha, bir de comment falan yazın lan ara sıra. Gaza gelirim belki okuyunca.

4 comments:

Adsız dedi ki...

comment

licensedtokill dedi ki...

sen var ya sen.

gayri_ihtiyari dedi ki...

ben daha teyp kasetindeyim. kapali kutunun icinde oylece sessiz sessiz duran biseyin icine nasil ses saklanmis olabilir aklim havsalam almiyor.

TirtFahrettin dedi ki...

@anonymous: reply

@licensedtokill: ne var yov, ben ne?

@gayri_ihtiyari: ses kayıt cüceleri var onların içinde, ya da daha gizemli başka bir şey. çözemedim henüz.