22 Ekim 2006

Uzun ince bir yoldayım

Globalleşen dünya, ortadan kalkan sınırlar falan demeyin bana. Yeni Dünya düzeninde artık heryer bir el mesafemizde diyenlerinize hele terlikle girişirim. Bundan 15 sene önce de tiksinirdim uzun yola gitmekten bugün de aynı duyguları korumaktayım. 40 sene sonra, kabahatimi yiyecek kadar bunadığım zamanlarda bile nefret edeceğimden eminim seyahat etmekten. Zaten zaruri olmadıkça bulunduğum şehri bırakın evden dahi çıkmam, lakin bayram seyran oldukça biz daha çook kullanırız böyle toplu taşıma araçlarını (Levent Kırca tarzı eleştirel bakış).

Şehirlerarası otobüs sanırım en yaygın araçtır seyahat için. Çok da ağır şartları yoktur aslında. Dikkat etmeniz gereken hususlar topkek servisi yapılana kadar uyumadan kalabilmek, topkeki yedikten sonra film başlayana kadar uyuyabilmek ve ineceğiniz yere gelmeden uyanabilmektir. Buraya yazınca karışık değilmiş gibi görünse de son derece komplike bir dizilimdir, en ufak bir hatanızda bile topkekinizi yiyememiş, uykunuzu alamamış ve ineceğiniz şehri kilometrelerce arkanızda bırakmış bir halde bulabilirsiniz kendinizi.

Tren ("öpsün sizi Zeki Müren" diyecek kadar küçülmedim henüz, ferah tutun gönlünüzü) denilince genelde akla hüzünlü ayrılıklar, buharlar saçarak kalkan bir demir yığını gelebilir. Nedense benim aklıma TRT yıllarından kalma, ayrana zerkedilen uyku ilacı vasıtasıyla yolunmuş kaza dönen vatandaşımızın ibretlik hikayesi gelir, ürperirim. Trende ikram yoktur ama paranızla kolayca sarhoş olabileceğiniz restoranı bulunur. Rahatça kusabilmeniz için her vagonda kenef de bulunur.

Uçak ise ilk iki taşıtın güzel bir kombinasyonu olarak kabul edilebilir. Hem şahane ikramdan hem de mobilize keneften eş zamanlı faydalanabilirsiniz. Sakata gelmemeniz için uyarılarda bulunayım: uçakla yapacağınız seyahat süresi kadar havaalanına gidişe zaman harcayabilirsiniz, erken rezervasyon yapmamanız halinde zaman zaman asgari ücret kadar bir meblağı uçak biletine bayılabilirsiniz ve -en önemlisi- havayolu kelimesindeki hava kelimesi uçacağınız anlamına gelmektedir. Zaman, para ve g.t korkusu faktörleri size uygunsa en şahane ulaşım araçlarından birisidir. Aksi takdirde büyük eziyettir.

Denizyolu ile seyahat Mark, Altın Kızlar dizisi ve tayt gibi zamanla tarihe karışmış, unutulmaya yüz tutmuş bir kavramdır. Titanik battıktan sonra insanlar denizyolu ile seyahate karşı mesafeli durmaya başlamış "Aman hacı, en sağlamı ayağın karaya basması, yemişim gemisini de filikasını da..." diyerekten diğer ulaşım metodlarına yönelmiştir. Günümüzde en çok kaçak işçi göçlerinde ve acıkan martıları besleme faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Otostop bir dönem yurtdışında pek yaygınlaşmış, muhtemelen alamancı akrabaların çocukları vasıtasıyla memleketimize de bulaşmaya çalışmış bir ulaşım metodudur. Bakınız ulaşım aracı diyemedim zira hangi araçla seyahat edeceğiniz tam bir muallaktır. En az araç kadar araç şoförünün cinsel eğilimleri de bir bilinmezdir. Ya da küçükken beni gereğinden fazla korkuttular bu otostop konusunda, bilemiyorum. Bence yavaş yavaş yürüyün, uzak durun otostoptan.

Şahsi taşıtınız varsa en kral seyahati yapabilirsiniz. Tek başınıza aşırı sıkıcı ve çok masraflı olabileceği gibi aşırı kalabalık olması durumunda içinizi bayabilir. Abartılmamış bir seyahat kadrosu ile son derece keyifli bir seyahat yapabilirsiniz, üstelik Afyon'da durup istediğiniz kadar sucuk ekmek ve kaymaklı ekmek kadayıfı tüketmek mümkündür. Uzun yol şoförlüğü arkadaşlarla interval şeklinde dönüşümlü olarak katlanılabilir hale gelse de en güzeli evin küçük çocuğu olarak bu vazifeyi babaya ittirmektir.

Artısıyla eksisiyle ulaşım araçlarının olayı budur. Giderken arkada bıraktıklarınızı düşünün. Attığınız her adımın geri dönüş mesafesine bir adım eklediğini unutmayın. Tembellik edin, erteleyin, iptal edin. Son tahlilde -yengeç burcu insanı olarak- sizlere tavsiyem kıçınızı kırıp evinizde oturmanızdır.

2 comments:

justine_therese dedi ki...

hay ağzından öpeyim diyecem ayıp kaçacak ondan terbiyemi bozmadan belirtirim ne kadar takdire şayan açıklamalarda bulunduğunu düşündüğümü...

punkTab dedi ki...

heveet, yine bir başka güzel yazınla karşımızdasın sevgili tırt fahrettin. güzel açıklamış, püf noktalarını vermişsin. gözlerinden öperim.

asıl değinmek istediğim "mark" kavramının unutulmaması için verdiğin benzersiz mücadeledir. takdir ederim. bayramda elimi öpmeğe gelirsen elli mark sıkıştırırım cebine, bilirim önce efendi çocuk numaraları yapar, "aa olmaz vallahi" çekersin sonra alırsın. atla trene gel.